Islam Tarihi | Tarihenotdus

Hadîs ve fıkıf âlimi, velîlerdendir.874′de doğdu.962′de Bağdat’ta vefat etti.

İbn-i Ebî Musa’ya bir yetime ait 10 bin dirhem, büyüyünce teslim için verilmiş ve kendisi vasi tayin edilmişti.Sıkıntıya düşünce, bu paraları harcadı.Yetim büyüyüp yetişince, hakim paranın teslim edilmesini istedi.İbn-i Ebî Musa durumu şöyle anlatmıştır; Devamını Oku

30/04/2011islam tarihi
muhammed Mevlid Kandili Nedir?

Mevlid Kandili ya da Veladet Kandili (Arapça: لیلة مواليد, Mevlid (مولد), Mevlid en-Nebi (مولد النبي), İslam dininin peygamberi olan Hz. Muhammed bin Abdullah’in doğum gecesi aynı zamanda Hicrî Rebiul-evvel ayının onikinci gecesidir. Klasik dönemde (Asr-ı Saadet ve Dört Halife Dönemi) kandiller yer almadığı için geçmişi pek eskiye dayanmamaktadır.
Mevlid, “doğum zamanı” demektir. İslam’da HZ. Muhammed’in doğum günü farklı mezheplerden kutlanır. SünnilerdeRebiul-evvel ayının 11.sinden 12.sine bağlayan gece, Şiiler 17. günü Mevlid günü ve 17′ye dönen geceyi de Mevlid Gecesi olarak adlandırırlar. Bu iki tarih arasındaki haftayı da Vahdet Haftası ilan etmişlerdir. Devamını Oku

zemzem suyu Zemzem Suyu?
 
  • Avrupa`da laboratuarlarda yapilan arastirmaya göre Zemzem suyu diger

sulara göre cok daha az kükürt tasimaktadir.

  • Yine ayni arastirmaya göre diger sulara göre cok daha besleyicidir


ve
cok daha fazla mineral barindirmaktadir.

  • Kaynagi henuz bulunamamistir. Nereden geldigi su anki teknolojiye göre

bile bilinemiyor.

  • Yakinlarinda hicbir kuyu yok ve denize de 80 km uzaklikta. Bu sartlarda

suyunu denizden veya baska bir kuyudan almasi
imkansiz. Nasil oluyor da yillardir suyu bitmiyor, bunu kimse bilmiyor.

  •  Açlığı gidermek için içendekinin  susuzlugunu gidermek için

içenin susuzlugunu giderir.

  •  Sadece 1,5 metre derinligindeki ufacik bir kuyudan çikan su, hac

mevsimi boyunca milyonlarca hacinin tum su ihtiyacini
karsilamakt adir ve hicbir zaman ne azalma ne de kuruma
gostermemektedir.

  •  Dunya Saglik Orgutu (WHO)`nun raporlarina gore Dunya`daki en icilebilir

ve saglikli sulardan biri.

  •  Amerika`da yapilan test sonuclarina gore Dunya`da icinde mikroorganizma

ve bakteri bulundurmayan TEK su zemzem suyu.

Endülüslü Abbas Kasım İbn Firnas İlk Uçan İnsan Hayatı Tarihî kaynaklar Endülüslü Firnas’ın da uzun çalışmalar sonunda yeni bir keşifte bulunup bir cihaz yaptığını, üzerine kumaş geçirip kanat yerine büyük kuş kanatları taktığını ve bu âleti çalıştırarak havalanıp uçtuğunu kaydeder. Üstelik havada uzun süre kuşlar gibi süzüldüğünü, daha sonra da yavaşça yere indiğini söyler.

Diğer çalışmaları İbn Firnas’da birçok alanda çalıştı, kimya, fizik, astronomi okudu. Astronomi tabloları hazırladı, şiir yazdı, el-Makata adlı saati tasarladı.

Kumdan cam imalatını icad etti ve ayrıca kaya kristallerini kesme yöntemini geliştirdi. O zamana kadar sadece Mısırlılar kristal kesmeyi biliyordu. Bundan sonra, İspanya Mısır’dan kuartz ihracını bıraktı.

Güneş ve gezegenleri hareket halinde gösteren bir Plenatarium da yapmıştı. Bilgin bu cihazla yıldızlarla birlikte bulutu ve şimşekleri de inceliyordu.

Ünlü bilgin ayrıca kendisine has metodlarla bir kısım taşlardan mükemmel cam imal etme usûlünü keşfetmiş, cam sanayiinin de öncüsü olmuştu.

Bilgin İbn-i Firnas’ın aynı zamanda İslâm musıkîsinin İspanya’da topluma mal edilmesini sağlamıştır.

Libya’da onun onuruna posta pulu basıldı.Irak’ta Bağdat Uluslararası Havaalanı’nda onun anısına bir heykel dikildi.Bağdat’ın kuzeyinde İbn Firnas Havaalanı’na onun adı verildi.Ay üzerinde güneybatıda King ve Ostwald Kraterlerine yakın bir yerde 89 km çapındaki bir kraterin adı Abbas Ibn Firnas Krateri diye isimlendirildi.

Görüşler Prof. Dr. Philip Hitti ‘Arap Tarihi’ adlı eserinde şöyle der: İbn Firnas insanlık tarihinde ilk defa bilimsel uçma girişiminde bulunan kişidir.

Alman bilim tarihi araştırıcısı Sigrid Hunke, İbn- i Firnas’ın yaptığı bu uçakla İkaros’un rüyasını gerçekleştirdiğini dile getirmektedir.

Prof. Dr. Osman Turan da İbn-i Firnas’ın İslâm medeniyetinde modern havacılığın öncüsü olduğunu dile getirdikten sonra şöyle bir tesbiti de ilâve etmektedir: Daha doğrusu şu dünya tarihinde ilk defa uçmayı gerçekleştiren, uçak yapan bir Müslümandır.
Ortaçağ’da gökbilim [değiştir]
Eagle nebulasından ilginç bir görüntü
Apollo TeleskobuOrtaçağ’da gökbilim bilgilerinin İslam bilginlerince geliştirildiği ve bu bilgilerin sonradan Batı’ya aktarıldığı görülür. Gökbilimi geliştiren bu İslam bilginlerinden başlıcaları şöyle sıralanır :

El-Fergani (805–880), Gök cisimlerinin hareketleri üzerine yazılar yazdı, ekliptiğin eğikliğini hesaplamasını sağladığı gözlemlerde bulundu.
El-Kindi (801–873), filozof ve ansiklopedici bilgin, gökbilim üzerine 16 eser yazdı.
El-Battani (855–923), gökbilimci ve matematikçi
El-Hasib El-Mısri (850–930), Mısırlı matematikçi
El-Harezmi (780-850): Türkistanlı matematikçi.
Ebubekir Er-Razi (864–930), İranlı bilgin
El-Farabi (872–950) büyük filozof ve bilgin.
El-Khujandi 10. yy.’ın sonunda Tahran yakınında bir gözlemevi inşa etti.
Ömer Hayyam (1048–1131), cetveller hazırladı, takvimi geliştirdi.
Ibn El-Haytham (965–1039), matematikçi ve fizikçi.
El-Biruni, (973–1048), matematikçi, gökbilimci ve ansiklopedici.
El-Tusi (1201–1274), filozof, matematikçi, gökbilimci ve ilahiyatçı; trigonometrinin kurucularından biri olarak kabul edilir.
El-Kashi (1380–1429), (Özbekistan)
Ali Kuşçu (1403 – 1474 ) Türk gökbilimci, matematikçi ve dilbilimci

Meşhur Prof. Dr. P. K. Hitti, bu konuya yer verdiği “Siyasî ve Kültürel İslâm Tarihi” adlı eserinin 3. cildinin 951. sahifesinde şu itirafta bulunur: “İbn-i Firnas, insanın uçması konusunda ilk ilmî ve pratik teşebbüsü yapan kimse olarak bilinmektedir.”

Öte yandan Alman ilim tarihi araştırıcısı Sigrid Hunke’yse, “İbn- i Firnas’ın yaptığı bu uçakla İkaros’un rüyasını gerçekleştirdiğini” dile getirmektedir. Çağımızın değerli bilim adamı merhum Prof. Dr. Osman Turan da İbn-i Firnas’ın “İslâm medeniyetinde modern havacılığın öncüsü” olduğunu dile getirdikten sonra şöyle bir tesbiti de ilâve etmektedir: “Daha doğrusu şu dünya tarihinde ilk defa uçmayı gerçekleştiren, uçak yapan bir Müslümandır.”

Görülüyor ki tarihte ilk uçak yapıp uçma şerefi de yine bir Müslüman bilginine aittir. İbn-i Firnas’ın bu başarısı Batı’da uçak yapıp uçmayı başaran Wringht Kardeşler’den 1023 yıl öncesine rastlamaktadır. 21. yüzyılın eşiğinde İslâm dünyası, havacılık teknolojisinde hâlâ Avrupa ve Amerika’ya bağlı olup kendi zenginliğini uçak mukabilinde bu ülkelere aktarıyorsa, herhalde İbn-i Firnas ve Hezarfen Ahmed Çelebi gibi hayatını bu uğurda tüketen ilim adamlarının kemikleri sızlıyordur. İbn-i Firnas’ın keşfi, bilim ve medeniyete hizmeti bundan ibaret değildi. Güneş ve gezegenleri hareket halinde gösteren bir Plenatarium da yapmıştı. Bilginimiz bu cihazla yıldızlarla birlikte bulutu ve şimşekleri de inceliyordu. Ünlü bilginimiz ayrıca kendisine has metodlarla bir kısım taşlardan mükemmel cam imal etme usûlünü keşfetmiş, cam sanayiinin de öncüsü olmuştu. Bilginimiz İbn-i Firnas’ın aynı zamanda İslâm musıkîsinin İspanya’da topluma mal edilmesini sağlayan değerli, duygulu ve çok hassas bir musikîşinas olduğunu da görüyoruz.

ms. 9. yüzyılda günümüzdeki ispanya ve portekiz topraklarında endülüs emevi devleti vardı. o zamanlar bağdat ve kurtuba devrin ilim ve kültür merkeziydi. bugünkü bağnaz islam anlayışıyla zerre kadar alakası olmayan bir dönemdi. zaten avrupaya rönesansı yaşatan bu dönem horasanda, bağdatta, endülüste yazılmış olan islam alimlerinin bilim kitaplarının sonradan avrupaya getirilip latinceye çevrilmesi olmuştur.

ya öyle bir dönem ki dünyayı her açıdan etkilemiş. ilk defa “gemilerini yakan” müslümanların 750-1000 yılları arasında kurduğu büyük bir medeniyetti zira endülüs. toledo, kurtuba gibi önemli şehirlerde müzikte, sanatta, özellikle bilimde modern atılımların yapıldığı zamanlardı. mesela müzikte bugünkü ağzımızın salyalarıyla dinlediğimiz flamenko ezgileri, tavırları, gırtlağı oradaki müslüman kültürün etkilediği ve ortaya çıkarttığı şeylerdir. mesela ii.abdurrahman tahta geçince etrafına dünyanın her yerinden müslüman elimleri endülüse çağırdı. bunlardan biri de bağdat ın büyük müzik ustası, dahi müzisyen ziryab ispanyolların bugün folk müzik olarak kullandıkları mistik flamenko nun ilk icracısı sayılabilir.

işte ibni firnas da bu zamanlarda yaşamış “modern havacılığın öncüsü” olan bir bilim adamıdır. evet yanlış duymadınız 850 li yıllarda modern havacılığın öncüsü bir müslümandı ibn firnas.

ilk başta insanların aklına wright kardeşler gelir, sonra düşünürüz hayır ya “hazarfen var, lagari hasan var”. ama ibn firnas fazla bilinmez. ama büyük bir bilim adamıdır onu tanımak gerekir.

ibn firnas “modern” manada planörü tasarlayan, yapan ve uçan bir bilim adamdır. işin garibi bu buluşu ilk paraşütü bulan kişiden gelir 852′de gözüpek bir adam, armen firman, kurtuba’da bir kuleden uçmaya karar verdi. aynı dönemde ‘mücitleri’ teşvik eden andalusya halifesi’nin teşvikiyle birtakım çıtalar ve kumaştan yaptığı ‘kanatlar’ ile bir kuleden atlamış, uçamamış ama yere yavaş düştüğü için ölmemiş. böylelikle paraşüt bulunmuştur. bir çok yara, hasarla kurtuldu, genç ibn firnas onu gördü.
bunu gören ibn firnas 875′te bir planör inşa etti ve kendini kuleden roket gibi fırlattı. uçuş büyük oranda başarılı idi ve kalabalık bir insan grubu tarafından izlendi. ancak, inişi biraz sert oldu, sırtını incitti. planörün kuyruk kısmında
yeterli önlem almadığı söylendi, manevra için kuyruğu yeterli tasarlamamıştı. sonrası hakkında bilgi yok. yani işin gerçeği dünyada ilk uçağı yapan bu insandır.

İstanbul’un bir gün mutlaka fethedileceğini müjdeleyen Peygamberimizin arzusunu gerçekleştiren isim Fatih Sultan Mehmet’ti. Peki, bu topraklarda Müslüman olan ilk isim kimdi? İşte yanıtı:
Salih Saygılı’nın haberi

İslami kaynaklara göre, Hz. Peygamber Herakliyus ile birlikte Bizans’ın Konstantıniyye’deki baş papazı Autocrator’a (Arapça Dugâtur veya Bugâtur olarak okunur) bir mektup gönderdi. Dugâtur’un İstanbul’da büyük bir kilisesi vardı.

Kiliseye imparator ve Bizans’ın üst düzey yetkilileri gelir, Dugâtur’dan dua alırlardı. Sahabe-i Kiram’dan Dıhyetü’l Kelbi Bizans İmparatoru’na mektup getirdikten sonra baş papaza uğrar ve Hz. Muhammed’in ona verdiği mektubu teslim eder. Dugâtur, Dıhyetü’l Kelbi’nin getirdiği mesajı okuduktan sonra ona “Bana Kur’an’dan bir sûre yazın” dedi.

Kelbi ona bir sûreyi yazdı. Dugâtur’da “Bu, bildiğimiz Allah’ın kitabı” dedi ve Müslüman oldu ama bunu süre gizledi. Daha sonra Müslüman oluşunu duyuran Dugâtur’a büyük tepki gösterilir. Hıristiyanlığa dönmese için baskılar yapılır ancak o bunu kabul etmez. Bizanslılar, İstanbulluları etkilemeye başlayan Başpapaz Dugâtur’u cezalandırmak için öldürür ve yakarlar. Ailesinden bazıları ve onun sayesinde Müslümanlar olanlardan bir kısmı uzun yıllar Müslümanlıklarını gizlerler. Birçok İslam kaynağında Dıhyetü’l Kelbi’nin başpapaz Dugâtur’a teslim ettiği mektup’ta şunların yazılı olduğunu kaydeder.

İşte o mektup:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla! Ey duğatur (autocrator?..) Piskopos! Allah’ın selamı iman eden üzerine olsun! Bu (sözün) devamı olarak bil ki Meryem’in oğlu İsa saf ve temiz Meryem’e nasib edip verdiği (indirdiği) Allah’ın Ruhu ve kelimesidir. Bana gelince ben, Allah’a İman eder, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve Esbat’a vahyolunana ve bize indirilene inanırım. Aralarında hiç bir fark gözetmeksizin Musa, İsa ve diğer peygamberlere ulaşan vahye iman ederim. Biz o Allah’a teslim olmuşuz. Selâm hidayete tâbi olanlara.

Konuyla ilgili rivayetlerin geçtiği kaynakların bir kısmı: Ebu Nu’aym, Muntekâ, v. 31/b-32/a; Said bin Mansûr, Sünen, ikinci kısım, no: 2479, Heysemi, Mecmau’z-Zevâid, 5/306, 308′de Taberanî’den, Bezzâr ise Keşfu’l-Estâfdan (2/44, yazma) nakleder. İbn Hacer, İsâbe, üçüncü kısımda, dâd harfinde.

Ayrıca konunun geçtiği bazı yabancı kaynaklar Caetani, 6/50 (ikinci altyazıda); A. Sprenger, c. 3, s. 266 (birinci altyazı); Viriginia Vaga Rivista degli Studi OrientalL 10(1923), s. 87-109.

(Timeturk)

HAT SANATININ TARİHİ


Hazret-i Muhammed’den (s.a.v), Kuran-ı Kerim’in toplanmasından sonra, İslam dininin bilime verdiği özel önemin etkisiyle, çok sayıda katip yetişmiş, yazı da doğal olarak büyük aşamalar göstererek mimarlık, bezeme gibi önemli sanat kolu olmuştur. Bu yazının ilk biçimi olan ve adını Kufe kentinden alan köşeli karakterli kufi “Ümmü’l-Hutut” (Hazret-i Ali’nin “kufi” hattı bulduğu söylenir) yazısının yerini IX. yüzyıldan sonra aklam-ı sitte almaya başladı.

Aklam-ı sitteyi oluşturan muhakkak, reyhani, sülüs, nesih, tevki ve rıka adlı altı temel yazıda yuvarlak çizgilerin hakim olması hattatlara büyük kolaylıklar sağlayarak hat sanatının ufkunun gelişmesine yol açtı. Bağdatlı hattat İbn Mukle aklam-ı sitteyi belli kurallara oturttu. Bunun için kalemin ucuyla yapılan noktayı, standart bir elif harfini ve daireyi ölçü olarak kabul etti. Onun yolunda yürüyen İbnü’l-Bevvab yazıyı estetik bakımdan biraz daha ileriye götürdü. Son Abbasi halifesi Mustasım’ın saray hattatı Yakut-ı Mustasımi harflerin yapısına ayrı bir güzellik getirdi. Yakut’un ölümünden sonra hat sanatı İran ve Türk hattatlarının elinde gelişmeye ve güzelleşmeye devam etti. İranlı sanatçılar aklam-ı sitteyi kendi anlayışlarına göre yazdılarsa da, genelde Yakut’un üslubundan ayrılmadılar. Oysa yazının estetik bakımdan çok eksikleri vardı. Bunu gidermeyi Osmanlı hattatları başardı. XV. yüzyılda II. Mehmed’in (Fatih Sultan Mehmed Han) ve oğlu II. Bayezid’in hattatlığını yapan ve Osmanlı-Türk hattatlarının babası sayılan Şeyh Hamdullah aklam-ı sitteye o zamana değin ulaşılamayan bir güzellik ve olgunluk getirdi. X VII. yüzyılda yaşayan Hafız Osman da Şeyh Hamdullah’ın eksiklerini tamamlayarak yazıyı güzelliğinin en üst doruğuna ulaştırdı.

XI. yüzyılda ortaya çıkan talik yazı yalnız İran’da kullanıldı ve XIV. yüzyıldan sonra yerini Nestalik’e bıraktı. Bu yazıda Ali Herevi ve İmad-ı Rum gibi ünlü İranlı hattatlar diğer ulusların sanatçılarına yol gösterdiler. Daha sonra Osmanlılarda da Yaseri Mehmed Esad ve oğlu Yaserizade Mustafa İzzet ile Sami Efendi gibi nestalik ustaları yetişti. Emeviler döneminden beri maliye ve tapu kayıtlarının tutulduğu siyakat Osmanlılarda da aynı amaçla kullanıldı. Kendine özgü harfleriyle bu, ancak bilenlerin okuyabildiği bir yazı idi. Divani ve celi divani ise Osmanlı hattatlarının oluşturduğu yazılardır. Bunlar Divan-ı Hümayunda ve Bab-ı Ali kalemlerinde kullanılarak gelişti.

Hat sanatında bir yazının irisi celi adını alır. Celi yazı da gene Osmanlılarda, XIX. Yüzyılda Mustafa Rakım’ın elinde gelişti ve olgunlaştı. Küçük yazılara hurde, daha küçük olanlara gubari, bütün harfleri birbirine bağlayarak yazılan yazıya müselsel denir. Kuralları kırılarak yazılan yazıya şikeste (kırık) adı verilir. Bir sözcüğün harflerinin ya da bir cümlenin hece ve sözcüklerinin güzel bir görünüm oluşturmak amacıyla birbiri üstüne bindirilmesine istif denir.

Sultanların imzası olan tuğralar ise, tuğrakeş adı verilen kimseler tarafından hazırlanmaktaydı. Sultanların mührü niteliğindeki tuğraların, doğal olarak her sultanla birlikte, biçimi ve metni değişmekte, böylece zengin bir tuğra dizisi elde edilmiş bulunmaktadır. Tuğralar, fermanlarda, anıtsal yapıların girişlerinde ve gerekli diğer bölümlerinde sultanların simgesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Fermanlardaki tuğraların tezhipli örneklerini bugün başta İstanbul olmak üzere müzelerde rastlamak mümkündür.

TEKNİĞİ:

Hat sanatında harflerin yazının türüne göre biçimlendirilmesinde temel alınan birime nokta denir. Nokta yazının yazılacağı kalemle konur ve eniyle boyu aynı olur. Başka bir deyişle nokta, kenar boyu, yazılacak yazının harf kalınlığına eşit bir karedir. Her yazı türünde tek tek her harfin baş, gövde, kuyruk vb gibi bölümlerinin uzunluğu, burun, kaş gibi kıvrımlı yerlerinin açıklığı, üst üste ve yan yana konan belli sayıda nokta ile saptanmıştır. Böylece her harfin genişliği, yüksekliği ve boyu, kalınlığı ile oranlanmış olur. Bu nedenle bir yazının daha iri ya da daha ufak boyda harflerle yazılması yalnızca harf kalınlığını değiştirir, harflerin biçimini etkilemez.

ARAÇ ve GEREÇLERİ:

KALEM: Hatta kullanılan en önemli araç kalemdir. Bunlar başlıca; kamış kalem, kargı kalem, tahta kalem ve demir kalemdir.

KAMIŞ KALEM: Kamış kalemler genellikle koyu kestane rengindedirler. Sarı, alaca ve benekli olanları da vardır. Irak, İran, Cava ve Hind nev’ileri meşhurdur. En serti Cava ve en makbulü İran ve Irak kalemleridir.

KARGI KALEM: Celi yazılar için kargı kalemler kullanılır. Kargı kalemler, kamış kalemlere göre daha kalındırlar. Fakat bunların kalınlıkları arttıkça, parmak arasında idareleri zorlaştığından, ince saplı tahta kalem kullanılması tercih edilir.

TAHTA KALEM: Ihlamur veya gürgen ağacından istenilen kalınlıkta yontularak yapılır. Sap tarafı, parmaklar arasında rahatça tutmağa ve hareket ettirmeğe elverişli olmalıdır. Tahta kalemin birkaç çeşidi vardır. Bir kısmının yalnız ortasında çatlağı bulunur. Bir kısmında ise, çatlağın iki tarafından kalınlığa göre iki veya daha fazla yuvarlak delikler bulunur. Kalem ağzı çok enli ise, bu deliklerden çatlağa giden ince yollar açılır. Mürekkep, deliklerde toplanıp yollardan çatlağa, buradan da ağıza akar.

DEMİR KALEM: Nesih gibi ince yazılarda, kalemin ucu çabuk bozulmamak ve muhtevası zengin bir eserin başından sonuna kadar kalemin kalınlık ve keskinlik ayarını muhafaza etmek için, çelik kalem uçları, ağızları bileği taşından istenilen kalınlıkta bilenerek kesimi ayarlandıktan sonra, kamış kalemin ucuna takılarak kullanılır.

MAKTA: Kamışın ucu önce elde yontulduktan sonra makta üstüne konup kalemtraş denen bıçakla kesilir. Makta, eni ekseriye 2-3 cm, boyu 15-20 cm, kalınlığı 1-2 mm kadardır. Kalem kesilecek tarafında, kalem yatağı veya kalem yuvası yahut hane-i kalem (= kalem evi) bulunan bir altlıktır; fildişi, boynuz, ya da kemikten yapılır.

MÜREKKEP: Yazı genellikle, is, zamk, su ve daha başka katkı maddelerinin katılmasıyla hazırlanan siyah mürekkeple yazılır;

HOKKA: Mürekkep hokka içinde saklanır. Camdan başka pişmiş topraktan, metalden, çeşitli ağaçlardan hokka yapılabilir. Kalem sokulduğunda uç dibine vurup bozulmasın diye hokkanın içine lika denen bir tutam ham ipek konur. Mürekkebin akıcı olması, rengini solmadan uzun süre koruması gerekir.

KAĞIT: Yazı da kağıtta önemli rol oynar. Hattatlar, kağıtlara yazacakları yazının değerine göre kıymet verirler Kağıdın mürükkebi yaymaması, silinmeye elverişli olması, üstünde kalem takılmadan yazılabilmesi gerekir. Bunların sağlanması için kağıtlar aharlanır. Kağıtların Abadi, Semerkandi. Hatayi, İstanbuli, Buhara, Venedik vb. çeşitleri vardır. Yazıda kullanılan kağıtların rengi de çok önemlidir. Estetik bakımdan en çok beyaz, sarı, kırmızı, yeşil, mavi ve kahverengi renkleri tercih edilir.

HAT EĞİTİMİ:
Hat sanatı öğrenip hattat olabilmek için belli aşamaları olan sıralı bir eğitimden geçtikten sonra icazetname almak gerekir. Hattat adayının bir üstattan ders almasına meşk ya da meşketmek denir. Adayın kopya etmesi için üstadın yazdığı örnek yazıya meşk adı verilir. Başlangıçta harflerin tek tek yazılışları, sonra iki harfin birleşme biçimleri ve bunun kuralları öğrenilir. Ardından mürakkebat aşamasında ikiden fazla harfin birleştirilmesine geçilir. Bunun için genellikle önce uzunca bir kaside, sonra bazı ayet ve hadisler, dualar özlü sözler (kelam-ı kibar) yazılır. İcazetname ancak 5-6 yıl süren bir çalışmadan sonra elde edilebilir. Hattat adayının icazet almadan, yazdığı yazıların altına ketebe koymaya (imza atmak) hakkı olamaz.

HATTATLIK:

Hattatlar üç gruba ayrılırdı; Birinci grubu oluşturanlar okullarda yazı dersi veren meşk hattatlarıydı. Ama bunların arasında da çok ileri düzeyde olanlar bulunurdu. Yazma kitapları istinsah (kopya) eden ya da ısmarlama yazan hattatlar ikinci bir grup oluştururdu. Üçüncü grupta yer alanlar öğrenci yetiştiren ve özgün yapıt veren hattatlardır. Şeyh Hamdullah, Ahmed Karahisari, Hafız Osman, Mustafa Rakım, Sami Efendi gibi çok ünlü hattatlar hep bunların arasından çıkmıştır. Bu tür hattatların bazıları hem Divan-I Hümayun, Enderun-I Hümayun gibi resmi dairelerde ve okullarda, hem de özel olarak ders verirdi. Ama gelenek gereği hiç biri para almazdı. Bu gelenek bugün de sürdürülmektedir.

Hattatlar arasında en kıdemli ve usta olana. Hattatların reisi (reisü’l-hattatin) adı verilirdi. Onun ölümünde yerine bir başkası geçerdi.

Türklerde Hat Sanatı

Hat sanatı Nebati harflerinden geliştirilen Arap yazısıyla vücuda getirilmiş bir İslamî sanat nev’idir. Sadece okuma yazma vasıtası olan bir takım basit şekillerden böylesine güçlü bir estetik ortaya çıkıvermesi İslam’ın bir mucizesidir. Bu dinin geniş sahalara yayılmasıyla bütün İslam ülkelerince de benimsenmiştir.

Önceleri Şam, Bağdat ,Kurtuba ,Kahire,Konya,Semerkant,Herat,Tebriz gibi taht merkezlerinde hükmünü sürdüren İslam devlet ve hânedanlarının devrinde (Emevî,Abbasî,Fatımî,Eyyubî,Selçuklu vb.) daima ilgi çekici bir sanat olarak görülen “Hüsn-ü Hat” Osmanlı devrinde ise bu bakımdan olduğu kadar estetik kudretiyle ve zirvede kalış müddetiyle de en üst seviyesine erişmiş “Türk Hat Sanatı” adıyla anılacak bir hüviyet kazanmıştır.

Türk Sanat Yazılarının Türleri:

Kûfi Yazısı: 

kufi yazi Hat (Güzel Yazı) Sanatının Tarihi
Kufi ile yazılmış bir örnek


Kufi denilen yazının en temelli karakteri geometrik olmasıdır. Kûfi’nin hangi çeşidi göz önünde bulundurulursa bulundurulsun, bu yazıda en çok göze çarpan şey,bütün mimarlık eserlerinde olduğu gibi, parçaların kanavayı meydana getiren parçacıkların dikey,yatay olmasıdır.Kûfi ,sülüs,nesih dediğimiz yazı türleri kadar yalınlaştığı bezemelerinden soyulduğu zaman bile bu geometriklik karakterini kaybetmemektedir.

Kûfî her şeyden önce geometrici bir zekânın doğurduğu bir yazı soyudur. Kûfî yazıyı 4 bölümde inceleyebiliriz.

1-Kûfî Nesih: Kûfî nesih kesiminde bölümünde bulunan bu yazı tipi İslam’ın ilk devirlerinden beri kullanılmakta olan ilkel şeklidir.Düz çizgilerine karşı eğri çizgileri çoktur.Bu tazının gövdesi çıplaktır,bezemelerle donanmış değildir. Bezemeli bir zemin üzerine de yazılmış değildir. En eski Arap Kur’anları bu yazı ile yazılmıştır.Bu türlü Kûfî , büyük Kûfî yazıları, Kûfî celileri gibi sivri uçlu bir aletle çizilmiş olmayıp kalemle yazılmıştır.

2-Kûfî Sülüsü:Bu kesimde bulunan Kûfî birincisine göre daha olgun ve daha girifttir.Burada doğru çizgiler, eğriler yenmiş durumdadır.Bu soy Kûfî nin Arap’larda olsun Türk’lerde olsun Kur’an surelerinin başlıklarını süsleme de kullanılmıştır.Yine Arap’larda, artık Türk’lerde de görüldüğü üzere,bu tip Kûfî hat; tahta,maden,ev eşyasını da oymalarıyla süslemektedir.

3-Kûfî Celîsi: Kûfî’ nin sülüs yazısı kesiminde bulunan bu yazı tipi,gövdesi en ileri,en olgun ve en çok organlaşmış olan tipidir.Yine bu tip Kûfî‘ nin bir yazı ve okuma aracı olmaktan çıkıp bir bezeme konusu olarak güzel sanata en çok giren tiptir.Ancak Kûfî’ nin bezemeleşmesi onu işleyen sanatçının,milletinin sanat anlayışına da bağlı kalmıştır.İşte Arap Kûfî ’si ile Türk Kûfî ’si arasındaki ayrılık bu gerçeği aydınlatmaktadır.

Kûfî Celisi Türk hattatlarının en çok üzerinde durdukları,işledikleri tiptir.Türkler bu yazıları mimarlık eserlerini güzelleştirmek için kullanmıştır.Hele Selçuklular bu yazıya mimarlık eserlerinde çok yer vermişlerdir.Osmanlılar ise Bursa’daki mimarlık eserlerinde bu yazının Türk anlayışına uygun olan şaheserlerini meydana getirmişlerdir.

4-Satrançlı Kûfî:Kûfî yazısındaki bu geometriklik karakteri sonuna kadar götürülünce salt dikey,yatay çizgilerden,karelerden oluşan bir yazı soyu meydana gelir ki bu yazıya eskiden Ma’kıli demişlerdir.Bu yazının özelliklerinden birisi düz çizgilerden oluşmasıdır.Özelliklerinden birisi de paralel kısımlar arasındaki açıklığıher yerde aynı olmasıdır.

Sülüs Yazısı: 

s%25C3%25BCl%25C3%25BCs %25C3%25B6rne%25C4%259Fi Hat (Güzel Yazı) Sanatının Tarihi
Sülüs yazı örneği


Sülüs de Kûfî gibi İslam yazılarının ileri, en olgun kollarından biridir, belki de birincisidir. Hattatlık deyince sülüsün akla gelmesi de bundandır.Sülüs Yazısı 3’e ayrılır.

1-Nesih: Nesih,Sülüs türünün gövde oluşları bakımından en ilkel olan şeklidir.Nesih yazısının gövdesi,sülüs,celi tiplerine göre çok başlangıçtadır. Çok yalındır.Birçok harfin başları yoğunlaşıp gözsüz kalmıştır ya da büsbütün yok olmuştur. Bu gerileme gövdede olduğu gibi fizyolojide ,hareketlerde,duruşlarda da vardır.

Nesih yazısının güzelliği ancak çocukluk çağının güzelliğidir. Nesih çocuk gövdesi gibi tekerlektir, yumuşaktır , dayanıksızdır . O’ nda ne Sülüs’ ün gerginliği ne de Celi ’nin kuntluğu görülmez. Nesih yazısının kalemi zorlamayan, ona hep boyun eğen bir oluşu vardır . Doğum, büyüme,bocalama çağında olan her canlı varlık gibi…

2-Sülüs:Nesih ile sülüs yazıları arasındaki ayrılık büyüklük-küçüklük ayrılığı değil,anatomi, fizyoloji,psikoloji ayrılığıdır.Her iki yazı tipinin harf şekilleri birbirine benzemekle beraber yine de bu harfler arasında ayrılıklar vardır.Nesihte zülfesiz olan “elif”, “be”, “cim”, “kef” kolları sülüste hep zülfelidir. Nesihte kapalı olan “fe,kaf,vav” harflerinin gözleri sülüste açıktır. Nesih en çok, eğri ,kıvrık çizgilerden yalın ve kolay yazılır parçalardan oluşmaktadır.Sülüste ise bu çizgiler sertleşmekte,düzlüklere yer verir gibi olmakta,el hareketleri giriftleşmekte, güçleşmektedir.Bütün bunlar Sülüs’ ün gövde ve fizyoloji bakımından Nesih’ ten daha ileri ve daha olgun bir yazı tipi olduğunu göstermektedir.

3-Sülüs Celisi:Celi yazısı Nesih ve Sülüs yazılarına göre büyük yazı demektir.Bir yazının Celi olabilmesi için elde okumaya yetecek mesafeden daha uzak bir yerden görülebilecek kadar büyük yazılmış olması gerekir.Ancak böyle olması da yetmez.Çünkü Sülüs tipi yazı ile Celi tipi yazı arasında hiçbir biçim ayrılığı olmamakla birlikte, Sülüs yazısını olduğu gibi büyütecek olursak Celi yazısı olmaz.Nasıl ki çocuk fotoğrafının argandismanı büyük insanın fotoğrafı olmaz ise Sülüs’ ü de olduğu gibi büyütmekle Celi yazısını elde etmiş olmayız.

Nesih, Sülüs türünün çocukluk çağıdır. Sülüs, yine bu türün gençlik çağıdır. Celi ise bu türün olgunluk çağıdır. Organlar, gövdelerini Celi yazısında en son sınırlarına kadar yapmaktadır. Celi’ de en olgun bir gövdenin duruşlarını, bütün devinişlerini buluruz.

Talik Yazısı: 

HATTAT+VEL%25C4%25B0YY%25C3%259CDD%25C4%25B0N+ +Ta%2527lik+Me%25C5%259Fk+Besmele Hat (Güzel Yazı) Sanatının Tarihi
HATTAT VELİYYÜDDİN – Ta’lik Meşk Besmele

Talik’ in bütün şekilleri kuvvet,dayanıklılık,irade fikirleriyle yazılamayan;zaaf ile ,incelik ile, teslimiyet ile ifade edilebilen şekillerdir. Talik için yalnız bir tür güzelliğin kurulmasına imkan kalmıştır o da çizgilerin canlılık özelliğinden değil oranlarından uyumlarından yararlanmaktır.

Gerçekten Talik Yazısı her şeyden evvel bir uyum yazısıdır.Sanatkarın Talik şekilleriyle ifade etmek istediği bu çizgilerin, bu şekillerin oran ve düzgünlük uyumudur. Talik her şeyden evvel çizgilerin bir musikisidir. müzikte olduğu gibi Talik Yazısında da güzellik, o uyum ile çıkan sonsuz seslerin başarılı olan ve içten bir anlam ifade eden bileşimlerin önemi büyüktür.

Divanî Yazısı: 

Divani besmele Hat (Güzel Yazı) Sanatının Tarihi
Divani Besmele


Divanî yazısı bütün varlığıyla öz Türk yazısıdır.Divanî, İslam yazılarının Kûfî,Sülüs türleri karşısında gerçekten başkalığı özelliği olan bir sanat yazısıdır.

Bu yazının anatomisi ,fizyolojisi,psikojisi,estetiği hep kendine özgüdür. Divanî bir Türk-İslam yazısı olmakla birlikte O’ nun diğer İslam yazıları karşısındaki ayrılığı hemen göze çarpmaktadır.

Divanî yazısı tam evrimi yapıp da klasik varlığını elde edinince şu özellikte ortaya çıkmıştır:

1-Nesih’ te dikey durumda olan kısımlar sağdan sola doğru eğilmişlerdir.

2-Nesih’ te yatay durumda olan kısımlar yukarıdaki kısımlara dikey olmak üzere sağdan sola eğilmişlerdir

3-Harfler öne doğru kırılmış,kendi üzerlerine katlanmışlardır.

4-“ha”, “sin”, “sad”, “ayın”, “kaf”, “kef”, “lam”, “mim”, “nun”, “ye” gibi harflerdeki çanaklar,tekneler,kuyruklar, Divanî yazısında soldan sağa doğru gerilemişlerdir

5-Harfler,kelimeler birbirlerine ulaşmışlar,birbirleriyle kaynaşmışlardır.

6-Divanî satırları hep birer bütündür.Harfler, kelimeler birbirlerine ulaşa ulaşa, aralarında hiçbir uzaklık bırakmayarak uzanıp giderler.Sona yaklaşınca da yükselmeye başlarlar yüksele yüksele biterler. Bu bitiş Divanî yazısındaki değerlere bir de yükselme değeri katar.

Rık’a Yazısı: 

3+ +R%25C4%25B1k%2560a+Me%25C5%259Fki Hat (Güzel Yazı) Sanatının Tarihi
Rık’a


Rık’a öz Türk yazısıdır. İş yazılarının da en kolayı, en çabuk yazılanıdır.Nesih gibi,Divanî gibi,Rık’a’ nın da iş zoruyla kolaylık için çabukluk için aranıp bulunduğunda hiç şüphe yoktur.Rık’a’ da şekillerin bir çok ayrıntısı ihmal edilmiş, Zülfeler düşmüş,gözler kapanmış,buy arada “sin” harfinin dişleri dümdüz olmuş, ikili,üçlü noktalar birbiriyle birleşerek tek çizgi şekline gelm

Toplam 2 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12